10 Ocak 2010

Neden Afganistan?

Bir bilgilendirme denemesi;Afganistan Savaşı konusunda herhalde yazılanlar kitapları doldurur. Gelinen son noktada savaşın “Afganlaştırılarak” sonsuz bir hikayeye dönüşmekte olduğunu söyleyebiliriz.

afganistanBatı’lı analistler bile bu tehlikenin varlığına işaret ediyorlar. Eleştirel yaklaşan analizlerde genellikle Vietnam ve Sovyetler’in Afganistan İşgali arasında paralellikler kuruluyor.

Bu paralellikler gerçekten de göz batıyor. 2009 sonu itibariyle bakıldığında (ABD Başkanı Obama’nın son kararıyla) NATO ve OEF kapsamında yaklaşık 110 bin yabancı asker Afganistan’da konuşlandırılmış durumda. 2010 ortalarında bu sayının 150 bine çıkacağı tahmin ediliyor. Batı, Afgan ordusunun sayısını da hızlı bir şekilde yükseltmek istiyor. Sovyetler Birliği, Afganistan’ı işgalinin son dönemlerinde toplam 120 bin askerini konuşlandırmıştı. O zamanlarda da Afgan ordusunun sayısı 87 binden (1979) en son 330 bine (1989) yükseltilmişti. Bunların yanı sıra dönemin Afgan hükümetinin kontrolü altında olan 150 bin kişilik bir milis yapısı da vardı. Sonuçta o dönemin savaşında yaklaşık 1,3 milyon Afgan yaşamını yitirdi.

Bugün ise neredeyse daha fazla asker ile sürdürülen NATO'nın o dönemki savaşa benzer bir biçimde son derece kanlı ve pahalı olacağı gün gibi açık değil mi? Ve, savaşın sonunun şimdiden belli olmadığı? ABD’li araştırmacılar bile sürdürülen ayaklanma bastırma operasyonlarının en fazla yüzde 25 gibi bir başarı olasılığı olduğunu tespit ettikleri gibi.

Peki, o halde ABD bu sonucu belirsiz kanlı ve pahalı savaşı neden sürdürüyor? Neden bu savaş, neden Afganistan? Bu yazının amacı, bu sorulara bir yanıt getirmeye çalışmak ve sayılarla Afganistan savaşı hakkında bilgi vermektir. O nedenle önce jeostratejik nedenlere bir bakalım:

Jeostrateji:


Bir hukuçu ve 1990’a kadar CDU federal milletvekili olan (aynı zamanda ABD ordusunun fahrî albayı olduğunu söyleyen) Jürgen Tödenhöfer’in dediği gibi, Afganistan “Batı karşıtı bir ayaklanmaya karşı mücadele ettiğimiz ve jeostratejik açıdan önemli olan bir ülke. Çünkü oradan Rusya, Hindistan, Pakistan ve Çin’i kontrol edebiliriz. Hammaddeler açısından da son derece iyi bir mevkii” Tödenhöfer son derece haklı, ne den olsa Afganistan küresel petrol ve doğal gaz kaynaklarının yaklaşık üçte birinin bulunduğu bölgelere yakın bir ülke. Önce ekonomik çıkarları bir aydınlatalım:

TAPI Boru Hattı


1998 yılında ABD’li petrol tekeli UNOCAL tarafından yönetilen bir konsorsiyum dönemin Taliban hükümetiyle bir boru hattı antlaşması yapmıştı. UNOCAL tekelinin o dönemlerde Afganistan’da lobi çalışmasını yapanlardan birisi de şimdiki Afgan başkanı Hamid Karsai idi. Ancak Usama Bin Ladin Taliban’ı, ABD’lilerle yapılacak ortaklık yerine, daha fazla kâr getirecek olan Arjantin tekeli BRİDAS ile anlaşmaya ikna etmişti. ABD bunun üzerine öylesine hiddetlenmişti ki, o zamanki ABD başkanı Bush 11 eylül 2001 saldırılarından altı ay önce Afganistan’a müdahale edeceğini ve Taliban rejimini yıkacağını açıklamıştı (Bkz. Temmuz 2008’de yayımlanan Alman gazeteleri)

Aslında burada söz konusu olan, Batı’lı tekellerce inşa edilmek istenen Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan üzerinden geçecek olan TAPI doğal gaz boru hattıydı. TAPI boru hattı ile sadece Çin’i Merkez Asya’daki enerji kaynaklarından uzak tutmak değil, aynı zamanda Rusya’nın bölgedeki etkisi azaltılmak ve İran marjinalize edilmek isteniyor. Savaşılan bölgelere bakıldığında da TAPI bağlantısı hemen görülebiliyor: Boru hattının Afganistan’da Herat ve Kandahar bölgelerinden ve Pakistan’da Kuetta üzerinden geçirilerek Yeni Delhi’ye ulaştırılması planlanıyor. Bu çerçevede Afganistan, Hindistan ve Pakistan 2008’de Türkmenistan ile doğal gaz antlaşması yaptılar. Batı’lı enerji şirketleri de boru hattı inşasına 2010’da başlayıp, 2014’de inşaatı tamamlamak istiyorlar. Boru hattının toplam maliyeti 7,6 milyar Dolar – yani Afganistan bütçesinin üç katı.

IPI Boru Hattı/h3>
Ancak TAPI projesi, başka bir boru hattı projesiyle rekabet halinde IPI boru hattı. Bu boru hattı da Pakistan ve Hindistan’a gidecek olan bir doğal gaz akımını öngörüyor, sadece tek farkla: Doğal gaz İran’dan gelecek. Yaklaşık 20 yıldan beri üzerinde çalışılan proje, TAPI’den daha eski. Henüz kullanılmayan ve Güney İran’daki (İran Körfezinde) South Pars doğal gaz kaynaklarından (dünya çapındaki doğal gazın yaklaşık yüzde 8’i bu bölgede tahmin ediliyor) alınacak olan gazın, TAPI’ye paralel olarak Yeni Delhi’ye ulaşması planlanıyor. Ciddi enerji açıkları olan Pakistan, IPI projesi sayesinde doğal gaz tedarikini yüzde 20 artırmayı planlıyor. Ancak IPI projesi, ABD’nin İran’ı izole etme çabasına ters düşüyor. Bu proje gerçekleşirse ABD’nin İran konusundaki planları suya düşecek. Buna rağmen 2009 Mayıs’ında Pakistan başkanı Zerdari ile İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat “barış hattı” olarak nitelendirdikleri boru hattı üzerine bir ön antlaşma imzaladılar. IPI boru hattının da 2014’de tamamlanmış olması planlanıyor. Ayrıca bu boru hattına Çin’in de bağlanabilmesi söz konusu.

Frankfurter Allgemeine Zeitung’un bildirdiğine göre Çin 2006 yılında İran’ın doğal gaz sektörüne toplam 100 milyar Dolarlık yatırım yapacağına dair bir sözleşme imzalamış. Bu nedenle ve İran-Pakistan-Hindistan-Çin-Aksi’nin kurulmasını engellemek amacıyla ABD IPI projesine savaş açmış durumda.

İki boru hattının kurulması için tek önkoşul, Afganistan ve Pakistan’da “barışın” sağlanması. Şu an için bu koşulun yerine getirilmesi olanaksız. O nedenle ABD, Pakistan ve Hindistan üzerinde IPI projesinden vazgeçmeleri için baskısını artırıyor.

Pakistan:


Neden Afganistan? sorusunu yanıtlamak için, bir de Pakistan’a bakmak gerekiyor. Çünkü Pakistan şu haliyle ABD’nin bir türlü bastıramadığı Taliban için geri çekilme mevkii haline gelmiş durumda. Bu özellikle Batı Pakistan’daki Paştunların bölgesi için geçerli. Bu nedenle ABD operasyonlarını sürdürdüğü bölgeleri bütünsel bir savaş bölgesi anlamına getiren “AfPak” bölgesi olarak nitelendirmeye başladı. Başkan Obama bu çerçevede CIA’ye verdiği direktiflerinde insansız uçaklarla yürütülen saldırıların Pakistan’ın Batı bölgelerinde artırılarak sürdürülmesini istiyor. Nedenini ise ABD yönetiminin Afganistan ve Pakistan sorumlusu Richard Holbrooke şöyle açıklıyor: “Pakistan’da söz konusu olan, varoluşumuza yönelik ulusal güvenlik çıkarlarımızdır” (Bkz. 12. Mayıs 2009 tarihli Berliner Zeitung gazetesi).

Diğer taraftan Pakistan da kendi sınırları içerisinde yürüttüğü askerî operasyonlarını şiddetlendiriyor. Güney Vaziristan olarak adlandırılan ve Kandil dağlarına benzeyen bir dağlık bölgede konuşlanmış olan Taliban güçlerine karşı yürüttüğü ve hayli kayıp verdiği (2008 Eylül’ünde 3 bin Taliban askerinin, bin Pakistan askerinin ve yaklaşık 2 bin sivilin yaşamını kaybetmiş olduğu açıklanmıştı) operasyonlarda başarı elde etmek istiyor.

Pakistan için batı bölgesi son derece önem taşıyor. Bu bölgede hem zengin hammadde kaynakları mevcut, hem de Pakistan’da çıkartılan doğal gazın yaklaşık yarısı. Ayrıca IPI boru hattı gerçekleşirse, batıdan giriş yapacak. Bununla birlikte TAPI boru hattının geçeceği Kuetta ise Afganistan’dan kaçan Taliban yönetiminin kumnda merkezi haline gelmiş durumda.

ABD de Pakistan’ı Taliban’a karşı daha kararlı bir şekilde yüklenmeye zorluyor. 2009 Ekim’inde ABD Senatosu aldığı bir kararla Kerry-Lugar-Yasası olarak anılan bir yasayı yürürlüğe soktu. Buna göre ABD’nin verdiği 1,6 milyar Dolarlık askerî yardım, Pakistan hükümetinin “teröre karşı olan tedbirlerini” bütün ülkeye, bilhassa Kuetta ve Muridke bölgelerine yaymadığı takdirde ödenmeyecek. Askerî yardımın ise Pakistan için yaşamsal önemi var, çünkü ABD’nin verdiği 1,6 milyar Dolar, askerî bütçesi yaklaşık 3,5 milyar Dolar olan Pakistan’ın askerî harcamalarının neredeyse üçte birini oluşturuyor. Pakistan’ın böylesi bir meblağı kaybetmeye göze alabileceğini kimse söyleyemez kuşkusuz.

Ancak bu da Pakistan’ı başka bir sorunla karşı karşıya bırakmakta. Çünkü hükümetin 2009 sonunda kamuoyuna açıkladığı bir rapora göre sayıları yaklaşık 90 bini bulan çeşitli islamist silahlı gruplarla başa çıkabilmesi zor görünüyor. Bir kere 550 bini bulan Pakistan ordusunun beşte biri, yani 110 bin Pakistan askeri, “tarihsel düşman” olan Hindistan sınırında konuşlandırılmış durumda. Pakistan’ın o sınırdan askerlerini geri çekmesi olanaksız. Diğer taraftan Batı sınırında da 110 bin askeri var. Ve bu sayı ile binlerce mağaranın bulunduğu dağlık bölgedeki 90 bin silahlı gerilla karşısında başarı şansı neredeyse sıfır

Pakistan bu ikilem karşısında dağlık olmayan bölgelerdeki askerî operasyonlarına ağırlık vererek tavır alacak gibi görünüyor. Burada da başarı şansı yok, ama ABD’nin insansız uçaklarla yürüttüğü saldırılarla Talibanı ve diğerlerini zayıflatacağını zannediyor. Ancak bunun sonucunda da sivil halk arasındaki kayıplar artacak, ülke içi göçler çoğalacak ve böylelikle Batılı güçlere karşı duyulan nefret islamist gruplara yarayacak.

Sonucunda ABD’nin Pakistan üzerindeki baskısı, Pakistan’ın da Afganistan gibi şiddet sarmalına kapılmasına yol açacak ve ülke ekonomisini daha da diplere vuracaktır. Böylesi bir durumda istikrarı sağlayamayacak olan hükümetin, ABD ordularını yardıma çağırması yeni bir olasılık olarak gözükmekte. ABD’nin özel timlerinin Pakistan sınırları içerisinde operasyonlara giriştikleri dünya kamuoyunca biliniyor. Sonuç itibariyle ABD için önemli olan Pakistan üzerindeki Çin etkisini geri püskürtme hedefi, ABD’nin bundan sonraki hamlelerini belirleyici olmaya devam edecek.

Afganistan Savaşı bu bütünsellikte ele alındığında, emperyalizmin neden o bölgede savaşa devam etmek istediği açıkça görülmektedir. Batılı güçler bölgede kaldığı müddetçe, bölge halkları için barış sadece bir hülya olarak kalacak.

Murat Çakır Kassel, 8 Ocak 2010

Kaynak: YD: Avrupa

RSS

Lenin, Boykot ve sendika.org'un uyanıklığı

Lenin, Boykot ve sendika.org'un uyanıklığı

Lenin'in “Boykota Karşı” makalesini kendilerine örtü yaparak, net bir bağımsız devrimci politik tutum almaktan kaçarak...

 

Haydut sözde çekiliyor!..

Haydut sözde çekiliyor!..

Irak hezimeti, siyasi yönden olduğu kadar askeri yönden de ABD’nin gücünün sınırlarını gösterdi

 

Barış mış mış…

Barış mış mış…

Yine timsah gözyaşları dökecekler kürsülerden; savaşın ne kadar acı, ne kadar yıkıcı olduğunu anlatırken.