17 Şubat 2010
“Kabzasını alacağız biz elimize!..”
Sen rahat uyu yoldaş, bir bir gerçekleştireceğiz ideallerini!..
Nurettin yoldaş seninle sohbet etmeye geldim bugün. Militan devrimciliğin rafa kaldırıldığı, unutulduğu, bozunuma uğratıldığı bir dönemde, kavgasını tereddütsüz verdiğin değerlerin, günümüz koşullarında yeniden kurulmasının ağır sorumluluğunu omuzlarımızda hissederek seninle sohbet edelim istedim biraz.
“Bugün toplantı için nereye gidiyoruz?” dediğimizde, önümüze düşüp bizi eve götürdüğün zamanlarda, mücadele için kıpır kıpır atan yüreğin, parlayan gözlerinle yoldaşlarınla geçireceğin saatlerin heyecanını yaşardın. Yaşının üstünde coşkulu olgunluğa, gülümsemenin sıcaklığına dayanamaz takılırdık peşine... Bağıra çağıra, hoplaya zıplaya değil, emekçi karakterinin kazandırdığı “doğal bir önderlik” niteliği vardı sende. Sanki yoldaşlık ilişkilerinin bütün erdemleriyle donanmıştın. Evdeki olanaklar ölçüsünde yoldaşlarına
“bir şeyler” sunmak için giriştiğin hazırlığı görünce her şeyi önceden planladığını anlar, seni kendimize örnek alırdık.
Yaşının sınırlarını aşan sakin görünümün bir durağanlığa değil, çıkışını sınıf kininden alan emekçi karakterinden ve yaşamdan beslenen eylem adamlığına işaret ederdi. Ticarileştirilmiş/paralı eğitime karşı
Öğrenci Birliği'nin yürüttüğü,
“Herkese eşit, parasız bilimsel eğitim” kampanyasını öğrencisi olduğun
Amiral Vehbi Ziya Dümer Lisesi başta olmak üzere
Esenler'in bütün liselerine taşımaya kattığın emek, gösterdiğin özveriyle kazındın bilincimize. Kampanya sırasında hemen her eylem ve etkinlikte karşılaşılan sivil/resmi faşist provokasyon ve saldırı karşısında militanca bir duruş içinde olmanla öne çıktın.
Kesintisiz militanlığın adı
İstanbul'un değişik semtlerindeki birçok lisede gerçekleştirdiğimiz kitlesel ve etkili olan
“Karne paralarını ödemiyoruz!” eylemlerinden birisi de
Atışalanı Lisesi'ndeydi. Eylem tamamlanmak üzereydi... Hemen lisenin karşısındaki karakoldan gelen polis, çevredeki
Ülkü Ocakları'ndan ve farklı sivil faşist odaklardan çıkıp gelen eli bıçaklı faşistlerin saldırısına uğradığımızda bu saldırı karşısında gösterilen militan direniş bir saatten fazla sürmüştü.
Yaşına göre güçlü fiziğin, kavga dolu yüreğinle polis ve sivil faşistlerle komünarca bir dövüşkenlik sergiledin. Oradan oraya kah yoldaşlarının önüne siper ediyordun kendini kah eline geçirdiğin sopayla kırıyordun polislerin ve sivil faşistlerin kafalarını. Çatışma okulun önündeki caddeye taşmış, direniş büyümüştü. Yaralananlarımız, gözaltına alınanlarımız olmuştu. Ama mücadele etmenin, dik durmanın, sivil faşist ve polis saldırısı karşısında, sınıf düşmanlarımızla anladığı dilden konuşmanın onuru vardı hepimizde.
Bu sert ve çatışmalı süreçler, mücadeleden bir milim geri tutmadı seni. Mücadelen asla kendi alanınla sınırlı kalmadı. Liseli gençlik çalışmasının odağına yerleştirdiğimiz sınıfla ilişkilenme, grev/eylem ve direnişlerde işçilerle omuz omuza olma kararımızın da yön verdiği sınıf gündemine duyarlılık sende fazlasıyla vardı. Bu sadece kendi bölgenle de sınırlı kalmıyordu. Hemen hergün okul çıkışı
Şişli Belediye işçilerinin direniş alanına damlıyordun. Bu direnişe karşı gerçekleştirilen polis saldırısında,
Okmeydanı'na kadar uzanan direnişte, sırtındaki formanla fırlattığın taşlar ve sergilediğin militanlık hala hafızamızda.
Yılgınlık ve eylem hattından uzaklık yabancıydı sana. Şişli Belediye işçilerinin direnişine saldırının planlanmasında, neredeyse polis karargahı haline gelen, işbirlikçilik yapan faşistlere ait bir pastanenin bombalanması eylemini örgütlerkenki coşkun ve gösterdiğin iç disiplin senin mayanda vardı.
Düzeniçileşmeye, tatlı su devrimciliğine yelken açmanın şaha kalktığı günümüzde, sürekliliği olan militan bir mücadele hattında yürümenin onuruyla ölümsüzleşmiş olmanın ışığını yeşerteceğiz eylemimizde.
Sen,
16 Şubat 1997'de yedi tepeli şehrin 7 ayrı bölgesinde
Genç Komünarlar tarafından gerçekleştirilen
TİKB'nin 19. Kuruluş yılını selamlama eylemlerinde, yoldaşlarının güvenli bir şekilde çekilmesini sağlamış, Esenler sokaklarında düşmanla son kurşununa kadar çatışmıştın. Kurşunun bitip savunmasız kaldığında, saklandığın yeri tespit eden faşist cellatların sol şakağına kalleşçe sıktıkları tek kurşunla katledildin.
“Katil devlet hesap verecek!..” eylemleriyle çınladı sokaklar. Cenazene bile tahammül edemeyen devlet törene azgınca saldırdı. Yoldaşların senin gibi yiğitçe çatıştı. İçimizden 20'sini gözaltına aldılar. Sonraki günlerde gencecik yüzünün doldurduğu dövizlerle,
“Katil devlet hesap verecek!” çığlığı yayıldı dörtbir yana!..
Sonraki yıllarda seni
“Bir devrim fidanı” olarak tanımladığımız yazıda,
“O’nun silahının kabzası şimdi bizim elimizde!..” demiştik. Nurettin yoldaş sana ve tüm şehitlerimize verdiğimiz sözler karşısında, son on yılımızın sorumsuzca harcanmış olmasından kaynaklı utancımız ağır. Sana söz yoldaş, bu utancımızı sıyırıp atacak, silahının kabzasını yeniden alacağız elimize!.. Sen rahat uyu yoldaş, bir bir gerçekleştireceğiz ideallerini!..
Ayağa kalkacak, kaldıracağız tüm değerlerimizi!..
Bir yoldaşın

yangınlara fazla bakan gözler yaşarmaz
alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz
alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz
döğüşenler ölenlerin tutmaz yasını
döğüşenler ölenlerin tutmaz yasını
yine fakat bir yıldırım zulmeti yırtsa
sağır göğün koynundaki çanı haykırtsa
sağır göğün koynundaki çanı haykırtsa
anıyoruz göğsünüzün son sayhasını
anıyoruz göğsünüzün son sayhasını
eski cihan yeni cihan önünde eğil!
aramızdan birkaç yoldaş ayırmak değil
aramızdan birkaç yoldaş ayırmak değil
her ne yapsan varacağız emelimize!
her ne yapsan varacağız emelimize!
Karadeniz… bunu duysun derinliklerin:
o ateşli göğüsleri delen hançerin
o ateşli göğüsleri delen hançerin
kabzasını alacağız biz elimize!
kabzasını alacağız biz elimize!
Nazım Hikmet
(Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı için yazdığı şiirden...)
BU KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER