• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2017-10-12
  • Hiç bilmediği bir işte ya da alanda uzmanlaşmak gerektiğinde herkese geçen o muazzam enerji...

    Hafızam beni sık sık yanıltır. Olaylar, zamanlar, sesler, sohbetler vb. zaman zaman birbirine geçer, yerli yerine oturtmakta zorlanırım. Kimi şeylerse daha dün yaşamışım gibi pırıl pırıldır.

     

    Her seferinde ziyarete, toplantıya ya da birileriyle görüşmeye giderken merdivenlerine lanet okuduğum yerdeyim yine. 6. katta harika bir terası olan derneğimizde, Konfeksiyon İşçileri Derneği’ndeyim. Toplantı için gitmiştik yine sanırım. Yağmurlu havalarda içeriye sızan sularına rağmen keyifli sohbetlerin en güzel yeri muhteşem manzaralı terası. Mutfağa terastan geçebiliyoruz. Elimizde sıcacık çaylarımız, sigaralarımızı tüttürüyoruz; keyifli bir sohbetin ortasındayız yine. Kapı sık aralıklarla çalıyor, birer ikişer konfeksiyon işçileri veya yoldaşlar gelmeye devam ediyor.

     

    İlk orada gördüm onu. Kot mont vardı üzerinde, ara sıra taktığı gözlükleri de... Sanırım o bahsettiğim yanılsamalarımdan biridir. Ya kuantum üzerine okuyordu ya da (bir dönem yaptıklarına eminim) Kapital okumalarıydı. Sohbet genel olarak bunun üzerinden gelişiyor. Bakın bunu çok net hatırlıyorum, o anı ve onu düşündüğümde ilk duyduğum şey saygıydı. Öyle de devam etti zaten.

     

    Genel olarak bizden önce yitip gidenleri anlatırken, anarken, hatırlarken şunu kabullenmişizdir; o yoldaşlar artık yoklar, fiziksel olarak artık aramızda olamayacaklar. Kimi yoldaşların ölümünü asla kabul edemezsiniz, her an bir yerden çıkıp gelecekmiş duygusu baskındır. Sokakta birini arkadan görürsünüz, ona benzetirsiniz. Omuzunda çantası, kamburunu çıkartmış, tütün saran birini görürsünüz, öylece kalakalırsınız. Kimi sesler onu anımsatır; şarkılar, türküler onu hatırlatır. Uzun bir süredir (nedendir bilmem) Livaneli’den “Nefesim nefesime”yi dinlediğimde aynı donma halini yaşamam, gözlerimin durup dururken dolması ondandır. O, her an bir yerden gelecekmiş ya da onunla randevunuz varmış gibi hazırlık yapar tatlı bir gerilim içerisinde beklersiniz. Sonrası tarif edilemez bir acı ve boşluk hissi. Maviş'imize dair elimin 2 yıldır kaleme kağıda gidememesinin nedenlerinden biri de budur.

     

    Örgütlü yaşamda emek karşılıklıdır. Sizin kattıklarınız bir yana asıl kolektifin size kattıklarıdır. Görece bizden daha yaşlı -daha doğru bir tanımlamayla- daha deneyimli yoldaşlarla yapılan sohbetlerden birinde bizim kuşağın mücadeleyle buluştuğu kesiti karşılaştırmalarını istemiştim. Dürüstlük, samimiyet, disiplin, ahlak gibi kimi kavramların ’80 öncesi kuşakta doğallığında bulunduğunu, bu yönleri geliştirmeye ilişkin özel bir çaba sarfetmediklerinden bahsetmişti. Bizim devrimci mücadeleyle tanışmamız, işte bu dezavantajlı koşullar içindeydi. Apolitik bir kuşaktan sınıf devrimcileri çıkarmak zor bir işti şüphesiz. Kimilerimiz her şeyleriyle neredeyse hazır geldiler. Maviş bunlardan biriydi işte.

     

    Sanki bir sırrı ele verirmiş gibi… Kabullenememenin karşılığı. Yaşayan birinin özelliklerini ya da onunla yaşadığınız, tanık olduğunuz şeyleri anlatırken sakınırsınız, aldığınız örgüt terbiyesi gereği. Dilimizin lal olması, elimizin kaleme kağıda gidememesi bundandır.

     

    ’93 yılının Ekim ayı, gecenin bilmem hangi yarısı. Kartal Acil’in etrafında birkaç yoldaş dolaşıyoruz, henüz birkaç saat önce toprağa düştüğünü öğrendiğimiz Nilgün Gök’ün cenazesini katil sürüsü kaçırmasın diye. İlk travmamdır. Tanıdığım, sohbet etmişliğimin olduğu yoldaşlardandır. Sonrası 12 Mart 1995 akşam saat 18.00 suları mahallelerinde bir etkinlik için telefonda görüştüğümüz Zeynep’le yaptığımız konuşmanın son konuşma olacağını nerden bilebilirdik. 13 Mart akşamı bezi yere germişiz “Gazi şehitleri ölümsüzdür!” yazacağız, gelen telefonla yazı değişiyor: “Zeynep Poyraz yoldaş ölümsüzdür!” yazacakmışız. Hayatımın en uzun gecelerinden biridir.

     

    9 Ekim 2015 Cuma akşamı vedalaştık. Mitinge gidilecek, gece otobüsler kalkacak. Günün yarısı büronun bilgisayarlarına format atmak, program kurmakla geçmiş. “Anahtarları istersen al yarın devam edersin.” dedi. Sonrası malum. Aynı donma ve paralize olma hali. Cumartesi, Pazar, pazartesi, Salı… Bitmeyen geceler ve gündüzler. Kaçınılmaz sonu düşünmemeye çalışarak, her telefon çalışında bir umut ederek, ama bir yandan da onu uğurlama hazırlıklarını tamamlamaya çalışarak geçen lanet dört gün…

     

    Bir yoldaşıyla Çağlayan’da bir konfeksiyon atölyesinde çalışmışlar. Adamlar paralarını vermiyor, mafyacılık oynuyorlar. Bu iki kafadar “paralarını istemeye” gidiyorlar. Sokakta sesler karşılıklı yükselmeye başlıyor, itiş kakış. Adamları “uyarıp” ayrılıyor bizimkiler. Kolunda bir ağırlık. O itiş kakış sırasında bıçaklanmış, sinirden fark etmemiş.

     

    2000’li yılların o kaotik, bir o kadarda dinamik ve dışa dönük günlerinde sabahtan akşama kadar koşturan bir avuç yoldaştan biridir. “Söz Alınterinin Kurultayı” hazırlık dönemi. Mesai sonrası işçilerle yapılan sohbetlerden, toplantılardan sonra geri dönüşte saçma sapan saatlerde sabahçı kahvelerinde, hastanelerin acil servislerinde sabahlayan ve bundan bir gün bile şikayet etmeyen yoldaşlardan... Kurultayın iki gününde de üzerinde “Onun için ölürüm” dediği mavi önlüğüyle merdivenlerde nöbet tutarken, ikinci gün “Sosyalizm günceldir” tebliğini okurken hatırlıyorum.

     

    Üniversite bitirmiş yoldaşların gazeteye yazdıkları yazıların tashihini yaparken “Ayıp kardeşim bir de iki üniversite bitirdim diyorsunuz, biz de sizin yazılarınızı düzeltiyoruz” deyip ardından kopan kahkahaları.

     

    Uzlaşmaz bir yoldaştı. Hatalar ve küçük kusurları her yoldaş gibi tolere edebiliyordu amma velakin kolektifin prestiji, faaliyeti söz konusu olunca yanına yaklaşmamanız, kazara yanındaysanız mümkünse ses çıkarmamanız hayrınızadır. O mavi gözler alev saçmaya başlıyor, kelimeler ağzından çekiç gibi çıkıyor, sadece sinirlendiğinde başlayan kekemelik onu daha da sinirlendiriyor.

     

    Duygularını olduğu gibi yansıtan, bunu karşısındakine rahatlıkla geçirebilen biri, sevinci de hüznü de... Ethem’le ilgili yazmaya çalışırken gözlerinin dolması, boğazına bir yumru oturması aynı yalınlıktandı. Kolundaki Ethem’den hatıra saati anlatırken, Ethem’in hangi koşullar içinde verdiğini anlatırken bile doğallığında ders veriyordu.

     

    Paralize olduğumuz bir dönemde, o, gerçek anlamda bir avuç yoldaşla elini taşın altına koyanlardan biridir. Sağcı kliğin yarattığı tahribatı onarmaktan öte kurucu olmanın gerektiği yakın tarihten bahsediyoruz. Maviş gibi mücadele geçmişi çok da eski olmayan biri için bu bir o kadar zor ve ağır bir yüktü. “Böyle yürüyemeyiz, gerekiyorsa yok olalım ama yenisini bundan daha iyi kurarız...” Bu onda kendinden menkul ya da kendiyle sınırlı bir özgüven duyma biçiminde tezahür etmedi hiçbir zaman. En yakınından başlayarak herkese geçen o muazzam enerji.... Hiç bilmediği bir işte ya da alanda uzmanlaşmak gerektiğinde de böyleydi, en karmaşık işlerin çözülmesinde de böyleydi, birçoğumuzun uzak durduğu teori meselesinde de böyleydi. Kısa tutsaklık döneminde kapitali bir kez daha okuduğunu anlatırken, sanki çok basit ya da olağan bir şeyi anlatırmış gibi anlatıyordu. Konfeksiyon işçiliğinden fırın işçiliğine, tersaneden inşaat işçiliğine geçerken de bu rahatlık ve uyumu görebilirsiniz.

     

    Emek demiştim. Kimilerimizde kolektifin bireye verdiği emek, bireyin kolektife verdiği emekle doğru orantılı değildir. O büyük aile varını yoğunu verir ama bireyden bir türlü randıman alamaz. Maviş bunun tam tersi örneklerden biri. Aldığının karşılığını kat be kat veren yeniçağın kurucularından biri olarak adını altın harflerle çoktan yazdırdı.

     

    Günün “rutin ve sıradan” görevleri ve sorumluluklarıyla kendisini sınırlamayan kısacık yaşamına proleter devrimciliğin yanında kuruculuğu ve en nihayet önderliği de sıkıştıran örgütün parlak ve haşarı çocuğuydu o. Konfeksiyon işçiliğinden devrim ve komünizm işçiliğine ve ustalığına erişen bir yaşam. Bu kolektifi bir mekanizmayı bir fabrikaya benzetirsek hepimiz bu üretim bandının bir yerinde var olduk. Bir de tabii bu muazzam işliğin ustaları ve ustabaşları olmak zorunda. Komünist önderlerimiz Osman Yaşar Yoldaşcan, İsmail Cüneyt, Mehmet Fatih Öktülmüş, karanlık çağın filizi Sezai Ekinci, devrim kartalımız Tahsin Yılmaz bu işliğin ustabaşlarıdır şüphesiz. Bu fabrikada doğmuş büyümüş, ortacılığından ustalığına kadar hemen her kademesinde çalışmış Maviş'imizin adı yıldızlara uğurladığımız ustabaşlarımızın yanında anılıyor artık.

     

     

    Mezarı başında bir yoldaş; “Bu yaralar zaman içinde kabuk bağlar, ama asla kapanmaz. Onlarla yaşadıklarımızı, onların anıları her aklımıza geldiğinde o yaralarımız kanar. Biz sadece bu zaman içinde acılarımızı yönetmeyi öğreniyoruz. Yoksa zamanın hiçbir şeye ilaç olduğu yok” demişti. Bundan ötesi artık bir klasik olmaktan öte onların başını yere eğdirmemeye çalışmak, onların kan, can pahasına kurdukları, korudukları, büyüttükleri bizi bir arada tutan o muazzam ailemizi kat be kat büyütmek ve en nihayetinde sınırların ve sınıfların olmadığı bayrağı kardeşlik olan o büyük dünyaya ulaşmak.

     

    Bir yoldaşı