• Paylaş

    KATEGORİ : Yok

    Eklenme tarihi : 2017-10-10
  • Yoldaşları, dostları ve akrabaları İsmail Kızılçay yoldaşı anlattılar

    Yoldaşlarının ve Ankara’nın samimi devrimcilerinin “abisi” olan İsmail Kızılçay yoldaşı kendisiyle ortak faaliyet yürütmüş, onu hayatın içinden tanımış, yaşadığı dönüşüm ve farklılaşmaya birebir tanıklık etmiş yoldaşlarından, dostlarından, akrabalarından dinlemek, o tartışılmaz devrimci-komünist kişilik çizgilerini bir kez daha resmetmek istedik.

     

    Kimisi onu kendilerine rehber aldıkları devrimci komünist özellikleriyle, kimisi “gözlerinin değdiği yerde onu görememenin acısını” dile getirerek; kimisi kendi sınırlarını nasıl aştığını, cesaretini, naif kişiliğini resmetti…

     

     

    ‘Onu ilk TEKEL direnişinde tanımıştım’

     

    İsmail Kızılçay’ı anlatmak… Yazmaya nerden başlayacağımı hala bilemiyorum. İnsanın birebir tanıdığı, yıllarca birlikte birçok zorluklara göğüs gerdiği yoldaşlarını kalleşçe bir kurşunla ya da canlı bombayla gerçekleşen katliamda yitirmesi derin izler bırakıyor. Kelimeler, cümleler boğazına dizilip düğüm düğüm oluyor.

     

    Kolay değil 7- 8 sene birlikte mücadele ettik, aynı yolları adımladık, aynı handikap ve sorunlarla boğuşup, çözümler ürettik. Şimdi diyeceksiniz ki, “15-20 sene birlikte mücadele etmiş, etle tırnak gibi olmuş olanlar yitirdikleri yoldaşları nasıl anlatsınlar o zaman?” 

     

    Hepsi zor, ama onları geleceğe taşımak, yaşatmak için; onların komünist kişiliklerini, insani yönlerini, dayanışma ruhlarını, yoldaşlık ilişkilerini; işçilere, emekçilere, gençlere taşıyabilmek için anlatmak da sorumluluklarımız arasında. 

     

    İsmail yoldaşta komünistler mahsus özellikler öylesine doğal bir bütünlük oluşturuyordu ki, bulunduğu, gittiği, yer aldığı her ortamda saygı duyulan, sevilen, aranan biriydi. Çocukla çocuk, gençle genç, işçiyle işçiydi. Direnişte direnişçi, grevde grevci, barikat başında en önde direnen olmasını bilen biriydi. 

     

    İşçilerle çok çabuk iletişim kurardı, onların sorunlarını dışardan bir dinleyici olarak değil onlardan biriymiş gibi dinler-anlar-çözüm konusunda birlikte düşünmeyi kışkırtırdı.

     

    Onu ilk Tekel direnişiyle tanımıştım. Direnişçiler, Ankara Sakarya Caddesi'nde Türk-İş Genel Merkezi önüne çadırlarını kurduklarında İsmail Abi, “Alınteri mutlaka gelmiştir” diyerek tanıdık yüzler arıyordu. Hem direnişçi işçiler arasında hem de direnişe destek veren, sahiplenen kurumlar arasında… Aradığını bulduğunda gözlerindeki ışıltı, yüzündeki sevinç görülmeye değerdi.

     

    O günden bugüne o ışıltı ve sevinç onda hiç kaybolmadı. 

     


     

    Yorulmak nedir bilmeyen biriydi. “Yoruldum” diyen gençlereyse, “Yav ben sizin yaşınızda olsaydım o zaman görürdünüz neler yapardık” diye hafif sistemle birlikte, “dinamik olun” mesajı vermekten geri kalmazdı. Ama kırmadan, incitmeden... 

     

    İsmail yoldaş zaman zaman genç yoldaşların gevşekliğinden, disiplinsizliklerinden rahatsız olduğunda onlara örgütlü yaşamın gönüllü sorumluluklarını, yaşamı nasıl örgütlemeleri gerektiğini hem kendi pratiğiyle hem de geçmişten örnekler vererek anlatırdı.

     

    Birlikte iş yaparken asla randevusuna geç gelmez hatta birkaç dakika erken gelip etrafı kolaçan ederdi. Geç kalan olursa bir saniyenin bile çok önemli olduğunu, gecikmenin ya da dikkatsizliğin çok ağır bedelleri olabileceğini sakin bir ses tonuyla anlatır ve “bir daha olmasın” derdi. 

     

    Çok sakin, güleryüzlü biriydi. Uzaktan gören de çok yakından tanıyan da onun sert ve yüksek sesle konuşacağını hayal bile edemezdi. Tabii onu düşmanla karşı karşıyayken ya da bir barikat başında saldırı sırasında görmemişlerse…

     

    Etrafındaki insanlarla sohbet etmeyi seven, değer verdiği kişilerle çok özel yoldaşlık ilişkisi kuran, kadın-erkek-genç-yaşlı ayrımı gözetmeden onlarla dertleşen İsmail Abi, bu özellikleriyle de bize örnek olurdu.


    Çok belli etmese de çok duygusal biriydi. Bu özelliğini davranışlarında, yüz ifadesinde görebilirdiniz…  

     

    Ethem, katil polis Ahmet Şahbaz tarafından vurulduğunda ve hastane sürecinde yaşam mücadelesini ölümsüzleşerek sonlandığında sanki bir yanı kesilip alınmış gibiydi. Bu süreç hiçbirimiz için kolay olmadı tabii… Biz hastanede nöbet tutarken İsmail yoldaş bir taraftan bize eşlik ediyor diğer taraftan da Kızılay’da devam eden eylemlere katılıyordu. O süreçte hiçbirimiz oradan bir dakika bile ayrılmadık.

     

    Yine o süreçte İsmail yoldaş Ethem' İn resminin olduğu dövizi Kızılay’daki eylemlerde hiç yanından ayırmadı. Bir seferinde öyle bir saldırı olmuş ki, kitle geri çekilmiş. Ama İsmail yoldaş kendilerine tazyikli su sıkan TOMA’nın karşısında Ethem'in dövizini havaya kaldırmış, hiç indirmeden… Tazyikli su karşısında dimdik durarak… Alnına gelen gaz kapsülünün açtığı yaradan gözlerine doğru kanlar akarken, saatlerce geri çekilmemişti. Onu o halde görenler adeta şok olmuşlardı. O süreçten sonra düşmana olan sınıfsal kini çok daha artmıştı. 

     

     

    ‘İsmail benim mücadele rehberim’

     

    Bir yoldaşı İsmail Abi’yi ve onunla kurduğu ilişkiyi şu cümlelerle özetledi:

    İsmail’i anlatmak için uzun cümleler anlamsız kalır. İsmail benim mücadele rehberim. O zaman zaman saatlerce dertleştiğim, ayrıcalıklı bir yoldaşımdı. Beni görür görmez ne halde olduğumu anlayan yegâne insanlardan biriydi. Onunla planlar yapardık. Onunla her şeyi konuşabilirdik. O barikat başında beni motive eden, örnek aldığım iki insandan biriydi. 

     

    ‘Onu örgütlemek için ayrıca bir çaba gerekmemişti’

     

    İsmail yoldaşı çok eski yıllarda tanıyan bir yoldaşı ona dair anlattıklarıyla hem örgütlü mücadele içinde nasıl bir dönüşüm yaşadığını çarpıcı bir şekilde resmediyor hem de pek çok karakter özelliğiyle komünistleşmeye çok açık olduğunu…

     

    İsmail’i anlatmak benim için zor. Ama mümkün olduğu kadarıyla anlatmaya çalışayım.

     

    Bugüne kadar kaybettiğimiz devrimcilerin hayatlarını okuduğumuzda, anlatılanları dinlediğimde İsmail’le birebir özdeşleştiğini görüyoruz. Birebir aynı şeyleri yaşamışlar. Bakış açıları pekçok noktada örtüşmüş. O içtenlik, o samimiyet, o dürüstlük, o kavgacı ruh; her şey mevcuttu.

     

    Çok paylaşımcı bir insandı. Kendinde olmayanı bile paylaşırdı. Buna o kadar çok şahit oldum ki, bir arkadaşının, bir yoldaşının ya da sıradan bir tanıdığının simit parası olmasın onu ne yapar eder bulup buluşturur verirdi.

     

    İsmail, çok sevecen biriydi. Her şeyden önce insanları seviyordu. Onun için insan ayrımı yoktu. Alevi’yle Alevi, Kürt’le Kürt, işçiyle işçiydi. Her kitleye, kesime hitap etmesini biliyordu. Gencine, yaşlısına, çocuğuna… Böyle biriydi. Onları anlamayı biliyordu.

     

    Bununla birlikte sağlam bir sınıf perspektifi vardı. O nedenle birçok kitle örgütüyle bağ kurarak alanını genişletip, her alanda örgütlü faaliyet yürütmek gerektiğini savunur ve buna uygun pratik sergilerdi.

     

     

    ‘Aslan Tel yoldaş onun önderiydi’

     

    Alınteri: İsmail yoldaşın örgütlü mücadeleyle nasıl tanıştığını anlatabilir misin?

     

    İsmail üzerinde Aslan Tel’in çok büyük etkisi vardı. Çocukluğundan beri Aslan’ı tanıması, birlikte zaman geçirmeleri… Aslan’ın kişiliği İsmail üzerinde çok etki bırakmıştı. Aslan İsmail’in önünde önder olmuştu.

     

    İsmail’in örgütlü mücadele içine girmeye hazır bir yapısı vardı. Onu örgütlemek için ayrıca bir çaba harcamak gerekmedi. Bizim nerde, ne yaptığımızı bir şekilde öğrenip yanımıza gelirdi. Bizim çalışmalarımızda bir şekilde yanımızda olur, yardım ederdi.  İsmail örgütleneceği yapıyı kendisi bulmuş ve seçmişti.

     

    ‘Örgütlü mücadele hayatında köklü değişiklikler yarattı’

     

    Alınteri: İsmail yoldaşın ailesiyle ilişkisi nasıldı?

    İsmail’i ilk tanıdığım yıllarda öfkesini kontrol edemezdi, çok çabuk kızardı, rahatına düşkündü. Ancak örgütlü mücadeleyle tanıştıktan sonra hayatında köklü değişiklikler oldu. Hani bildiğimiz klasik erkek tipi vardır ya, “ben erkeğim, ben bilirim, yaparım ederim” tarzı… İsmail örgütlü hayata başladığında önce bunu hayatından çıkarmayı başardı. Feodal ilişkilerden vazgeçti İsmail.

     

    Benim bu toplum için sorumluluklarım var. Elbette ben bir babayım, bir ailem var. Bu görevlerimi yapacağım. Ama bütün bunlardan önemli olan yoldaşlarım ve örgütlü mücadelemdir” derdi. İsmail örgütlü mücadeleyle tanıştıktan sonra öfkesini kontrol etmeyi, doğru yerde doğru tepkiyi koymayı öğrendi.

     

     

    ‘Korku nedir bilmezdi’

     

    İsmail korku nedir bilmezdi. Bunu en net Ethem yoldaşın katledilişinden sonra alanlardaki pratiğiyle ortaya koydu.

     

    Ethem katledildiğinde çok etkilendi, Ethem onun için çok farklıydı. Tüm yoldaşlarımızın yeri farklıydı, ama Ethem’den daha farklı etkilenmişti. Hatta yeğeni Aslan ile bir sohbetinde yeğeninin “daha nereye kadar kaybedeceğiz” dediğinde İsmail, Ethem’den önce başka yoldaşlarımızı kaybettik. Şimdi Ethem’i kaybettik. Yarın da biz, belki sen, belki ben ama bu mücadele başarıya ulaşana kadar devam edecek” demişti. Mücadele konusunda kafası bu kadar açıktı…